18 Temmuz 2008
         

  "Model Entelektüel" Türkiye'de gündemde

14 Temmuz 2008 Kaan Ata - FORBES

Edward W. Said'in yayımlandığını göremediği son kitabında "model entelektüel" olarak yer verdiği Glenn Gould'un albümleri, ölümünün 20'nci yılında nihayet Türkiye'de gündemde.

Glenn Gould'un adı son aylarda Türkiye'de sık sık anılır oldu -bunda üstadın albümlerine eskiye kıyasla çok daha rahat erişilebilmesinin payı büyük. Sony'nin Glenn Gould albüm ve kayıtlarını, içeriklerinde ufak tefek değişiklikler yaparak farklı kapaklarla yayınlama politikasının son meyveleri artık yurtdışının yanı sıra Türkiye'deki belli başlı müzik marketlerinin de raflarını süslüyor. Ama Gould'u ülkemizde gündeme taşıyan önemli bir gelişme daha var: Edward W. Said'in ölmeden önce üzerinde çalıştığı ama maalesef tamamlayamadığı eseri "Geç Dönem Üslubu: Rüzgara Karşı Edebiyat ve Müzik" Metis Yayınları tarafından Özge Çelik'in çevirisiyle yayınlandı ve bu kitapta Said sık sık Gould'dan bahsediyor; Gould'un müzisyenliğini, müzik felsefesini inceliyor.

25 Eylül 1932'de Toronto'da doğan ve henüz 50 yaşındayken 4 Ekim 1982'de yine Toronto'da yaşama veda eden Kanadalı piyanist, besteci ve entelektüel Glenn Gould, 20'inci yüzyılın en sıradışı klasik müzik piyanistlerinden biri olarak haklı bir üne sahip. Ancak klasik müzik aleminde bile çoğunlukla Gould'un Bach'ın eserlerine getirdiği yorumlar ve nev-i şahsına münhasır tavır ve davranışlarıyla ön plana çıktığını hatta popülaritesinin yegane kaynağının bunlar olduğunu düşünenlerin sayısı az değil. Bu eşsiz müzik adamının sanat ve sanatçı üzerine söyledikleri, bunun da ötesinde insan varoluşunun temelleri hakkındaki düşünceleri nadiren gündeme geliyor. Oysa Gould'un olağandışı ve olağanüstü müzisyenliğini anlayabilmek, pek çok eleştirmenin yere göğe sığdıramadığı o Gould yorumlarının kaynak ve temellerini tespit edebilmek, ancak piyanistin sanata, sanatçıya, hayata bakışını bir bütün olarak kavrayabilmekle mümkün. Bunu yapmak da hiç kolay değil. Dolayısıyla biz de bu yazıda sadece Said'in Geç Dönem Üslubu'nda Gould hakkında yaptığı değerlendirmeler üzerinde odaklanacağız.

Said'in 1995 yılında Columbia Üniversitesi'nde verdiği dersleri temel alan ve maalesef yayımlandığını göremediği bu kitapta Glenn Gould önemli bir rol üstleniyor. Giriş yazısında Michael Wood'un ifadesiyle, "Müzik ile icranın toplumsal dünyası arasındaki ilişkiyi sorgulamaya ve yeniden kurmaya çalışan Glenn Gould" Said'in bu kitabında bir "model entelektüel" olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın "Bir Entelektüel Olarak Virtüöz" başlıklı altıncı bölümünü tamamen Gould'a ayıran Said, öncelikli olarak Kanadalı piyanistin en az kendisi kadar popüler başka müzisyenlerden neden farklı olduğunu, ölümünün üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hala pek çok insanın hafızasındaki yerini muhafaza etmesinin sebeplerini açıklamaya çalışıyor:

"Gould hem bir icracı olarak yaptığı işte ve kişiliğinde hem de hayatının ve yapıtlarının sürekli canlı tutma yetisine sahip olduğu bir entelektüel faaliyette, çok yüksek düzeyde bir haz hissi vermeyi başarmıştır. (. . .) Gould'un başarısı kısmen (. . .) eşsiz virtüözlüğünün doğrudan işlevlerinden biri, kısmen de bu virtüözlüğün yarattığı etkilerin sonucudur. (. . .) Gould'un virtüözlüğü insanları etkilemeyi ve nihayetinde dinleyici / izleyici ilişkisini yabancılaştırmayı değil; seyirciyi kışkırtarak beklentilerini boşa çıkararak ve büyük ölçüde kendi Bach müziği okumalarına dayanan yeni düşünme türleri yaratarak dinleyicilerin katılımını sağlamayı amaçlar. (. . .) Bir geç yirminci yüzyıl fenomeni olarak Gould'u-1950'lerin ortalarında başlayıp konser salonlarını terk ettiği 1964'ten sonra da devam eden ve 1981'deki ölümüyle son bulan aktif sanat yıllarını- diğerlerinden ayıran şey, neredeyse tek başına hakikaten zorlu, karmaşık ve entelektüel içerik icat etmiş olmasıdır."

Bu çerçevede virtüöz kavramının tarihsel temellerini inceleyen Said, virtüözlüğü "burjuvazinin ve müzik icra edilen yeni, özerk, seküler ve yurttaşlara açık alanların (. . .) bir zamanlar Mozart, Haydn, Bach ve erken döneminde de Beethoven'ı besleyip büyüten kiliselerin, sarayların ve özel mülklerin yerine geçen alanların yarattığı bir şey" olarak tanımlıyor. Liszt ve Paganini gibi isimleri kast ederek "para getiren orta sınıfa özel bir harikalar nesnesi olarak icracı" fikrinin ortaya çıkışına işaret ediyor. 'Konser'in 20'nci yüzyılın ortalarında daha incelikli ve daha fazla uzmanlık gerektiren bir deneyim ve gündelik yaşama karşı derinden bir yabancılaşma haline getirildiğini ifade eden Said'e göre artık icra, "sadece rakip icracılar, bilet satıcıları, aracılar, yöneticiler, emprezaryolar ve her gün biraz daha bağlayıcı hale gelen müzik firmaları ve medya kuruluşlarına mahsus bir dünyayla alakalı" bir şeydi. İşte bu noktada Gould'u diğer müzisyenlerden ayıran temel bir fark ortaya çıkıyor:

"Gould hem bu dünyanın ürünü hem de ona karşı bir tepkiydi. Columbia Records'ın ve Steinway piyano şirketinin, telefon firmasının, konserevi yöneticilerinin, zeki albüm prodüktörlerinin, ses mühendislerinin ve olgunluk yılları boyunca sürekli birlikte olduğu tıbbi kuruluşların sunduğu olanaklar kariyerinin en kritik anlarında emrine amade olmasaydı asla bu kadar saygın bir konuma ulaşamazdı. Ama bütün bunların yanında hem çevrede muhteşem bir biçimde işlevini yerine getiren hem de söz konusu çevreyi aşan olağanüstü bir yeteneği de vardı elbette."

Gould'un babasının kendisi için özel hazırladığı aşırı alçak bir taburede oturarak piyano çalması, çalarken hımlayarak parçaya eşlik etmesi, suratını ekşitmesi, zaman zaman elini kolunu sallaması, 1964'te kariyerinin zirvesindeyken artık konser vermeyeceğini açıklaması ve ölene kadar da bir daha asla sahneye çıkmaması, Mozart gibi hiç hoşlanmadığı bestecilerin eserlerini tuhaf yorumlarla icra etmesi, sıradışı repertuvar seçimleri gibi eksantrik yanlarını bir kenara bırakmayı öneren Said, Gould'u eşsiz kılan temel özelliğin "iyice arkasına yaslanıp kısa bir akşam eğlencesinin ayağına gelmesini öylece beklemeye alıştırılmış pasif ve her zamanki gibi kendi halinde bir dinleyici kitlesine saldıran hiç beklenmedik bir yetenek" olmasında yattığını vurguluyor.

Said'e göre Gould'un temel piyanistlik yetileri Horowitz, Michelangeli, Barenboim, Pollini ve Argerich gibilerle rahatlıkla boy ölçüşebilir: "Çift el üçlüler, oktavlar, altılılar ve kromatik sekanslardaki olağanüstü yeteneği; çaldığı piyanonun sesinin klavsen gibi çıkmasını sağlayan ve muhteşem bir biçimde şekillendirdiği portamentoları; kontrpuan dokularında saydamlık sağlamadaki eşsiz gücü; bakarak çalma, ezberleme ve karmaşık çağdaş, klasik orkestra ve opera partisyonlarını piyanoyla çalmadaki emsalsiz yeteneği bunun kanıtıdır."

Ancak yine de Gould'u "Gould" yapanın "bunlardan daha öte bir şey olduğu" kanısında Said ve bu "öte"yi piyanistin, virtüözlükle ilgili gayet bilinçli yeniden formülleştirmelerinde arıyor. Gould'un çalışmalarının bütünlüğü içinde icra ve gösterinin dar sınırlarını belirli bir amaç doğrultusunda aşıp söylemsel bir alana geçen virtüöze örnek teşkil ettiğini, bu şekilde de modern konser dinleyicisinin anladığı ve kabul ettiği anlamda icranın estetiğiyle taban tabana zıt bir entelektüel özgürleşmeyi ve eleştiriyi biçimlendirdiğini savunan Said, bu eleştirel özgürleşmenin mahiyet ve işlevini şu şekilde anlatıyor:

"Gould'un virtüözlük başarısının en etkileyici tarafı, çaldığı eserleri hem tereddütsüz retorik bir üslupla hem de müzik icra eden pek çok kişinin denemeyeceği, belki de denemeye bile kalkışmayacağı özel bir ifade türünün savunması olarak icra etmesidir. Bence bu savunma, uzmanlaşmış, insanlık karşıtı bir atomlaşma çağında süreklilik, rasyonel zeka ve estetik güzelliğin savunulmasından başka bir şey değildir. (. . .) Gould'un virtüözlüğü herşeyden önce icranın sınırlarını genişleterek müziğin hem motife dayanan temel hareketliliğini ve yaratıcı enerjilerini hem de bestecinin ve icracının müziği eşit ölçüde inşa eden düşünce süreçlerini göstermesine, sunmasına, ortaya çıkarmasına olanak sağlamıştır."

Bu analitik olduğu kadar yaratıcı ve yaratıcı olduğu kadar da analitik tavrın ortaya çıkardığı manzara, Said'e göre Gould'u diğer bütün modern icracılardan farklı kılan asli niteliği nihai olarak ve açıkça ortaya koyar:

"Bach'ın müziğini piyanoda icra ederken icracı kendisini tüketici kitleye değil, besteciye uydurur; icracı virtüözlüğü sayesinde bu kitleyi pasif bir biçimde izlenen ve dinlenen bir temsil olarak icraya değil hem entelektüel hem de işitsel ve görsel yollardan başkalarına iletilen rasyonel bir faaliyet olarak icraya dikkat etmek mecburiyetinde bırakır. (. . .) Böylece icracıların içinde çalışmaya zorlandıkları çerçeveyi genişletmeyi ve -entelektüelin yapması gerekeni yaparak- insan ruhunu iyice körelten, insanı niteliklerinden yoksun bırakan ve tekrar rasyonelleştiren egemen uzlaşımlara alternatif bir argüman oluşturmayı başarır. Bu sadece entelektüel değil, aynı zamanda da insani bir başarıdır."

Diğer Kitap Haberleri
'Futbolistas': Futbol ve Latin Amerika
Nedenselliğin kültürel tarihi
Kapak sanatı, kendine ait odalar
Test: Futbol ve edebiyat
Asmalımescit, House Cafe
Babaya isyan etmekle başlar her şey
Yaz, çocuk kitaplarıyla daha da güzel geçer!
Amerikalıların orta doğulu yazar ilgisi
Kurşuni bakışların altında
Kaos GL'de Ten ve Tutku
Prangaları bile eriten acılara direniş dizeleri
İhanetin kalpteki soğuk nefesi
Sürüye ait olmanın dayanılmaz hafifliği
Ciddiyet, tutarlılık, yaratıcılık
Kitap kapakları
Şişman Sindirella
Limuzinin karanlık camlarının ardında
James Joyce'un sonsuz günü: Bloomsday
Zadie Smith'in yazarlık 10 sırrı
Kitabımın kahramanının adı... Josef Stalin
Notting Hill'deki o büyüleyici kitapçı
Cinsellik erkeklerin ortak savaş alanı
Gerçekler acıtır
Dostluk'un Kitabı
En Kapsamlı Dama Kitabı
'Kötü filmlerin edebi faydaları!
Dikkat: Semenderlerin istilası başlıyor!
Feyyaz Kayacan’ın tek romanı Çocuktaki Bahçe
Yeraltından bir roman: Keş
Yaşama dair bir kitap
'Engellere Rağmen' ödül aldı
Limon ile Zeytin define avında
Yağmurdan Önce
Şiir Gözlü Çocuk
2010'un hafızasını sorgulayıcı iki kitap
Eski Sokak
Ayaan Hirsi Ali'den "Kafir"
99 Sayfada Boşanmış Ailelerde Çocuk
Üvercinka 50. Yılında…
Entelektüeller ve Eylem
Karanlıkta Kaybolanlar
Ben Bu Filmde Kadri Karahan’ı Oynuyorum
Büyük Yapıt
Teftişten Teftişe Anadolu
"Toplu Şiirler. " (1976-2005)
"Parola Zehir"
Yaz sıcağında Bella'nın Ölümü
Fantezi Edebiyatının Son Noktasındaki İfritler
Sitt Marie-Rose
Bir kısa film çek, Potemkin gibi olsun
Cyril Mango’nun Gözünden Bizans
Bu yaz en çok yapmak istediğimiz şey
Çağdaş bir engizisyon masalı
Ian McEwan'ın SIRRI NE?
Hiç sevinmeyin, çünkü Büyük Birader ölmedi
Edebiyat dünyamıza Kritik bir haber
Sen Türkiye'nin kim olduğunu biliyor musun ey okuyucum?
Demir Ökçe 100 yaşında
Bir okuyucu klasik kitap okursa...
Sanat kitaplarında yılın en iyileri
Bu Yaz Seni Okuyacağım
Ve Son Olarak Fantastik Meraklılarına...
Yepyeni Yayınevlerini Tanımak İsteyenlere...
Bedenin insanlıkla ÜÇ CİLTLİK İMTİHANI
Bu yazı yazarların evinde geçirin
Yüzyılın düşünürü 100 YAŞINDA
Erkek gölgesinde hayatlar
'Dindar bir aileden geliyorum'
Düşmanını tanı
'Yaşayan Edebiyat Anıtı The British Library'ye girdik'
Londra Edebiyat Festivali'nde bu sene yıldızlar geçidi yaşanıyor
Amy Winehouse Cambridge'e sızdı!
Benim adım Faulks, SEBASTIAN FAULKS...
Kitap dünyasını değiştiren 10 BÜYÜK OLAY
Şairin hayatı şiirine dahildir