18 Temmuz 2008
         

'Dindar bir aileden geliyorum'

18 Haziran 2008

Fidel Castro, Küba'nın devlet başkanlığı görevini kardeşi Raul Castro'ya devretti ve bir süredir köşesine çekildi, kendini yazarlığa verdi. 20. yüzyılın gidişatını değiştiren ve dünyanın her tarafında kendine muhalifler hayranlar edinen bu kendine özgü devrimci, Agora Kitaplığı'ndan çıkan İlk Yıllarım isimli hatıralar kitabında gazeteci Frei Betto'ya çocukluğunu, onu devrimci yapan ilk duygularını, din ve köylülükle ilişkisini anlattı.

"İlk olarak dindar bir milletten ve ikinci olarak da dindar bir aileden geldiğimi söylemeliyim. En azından annem çok dindardı, babamdan daha dindardı. Çiftçi bir aileden geliyordu. Babamın ailesi de çiftçiydi. İspanya'da Galiçyalı çok yoksul bir çiftçiydi. Ancak annemin aldığı dini eğitim nedeniyle dindar olduğunu söyleyemem. Derin bir inancı olduğu kuşkusuzdu; okuma yazmayı neredeyse bir yetişkinken öğrendiğini de belirtmek isterim. Adı Lina'ydı, babamın adı ise Angel. Annem okuryazar değildi. Okuyup yazmayı kendi kendine öğrendi. Kendisinden başka bir öğretmeni olduğunu hatırlamıyorum. Öyle birinden de söz etmiş değildi. Büyük bir çaba harcayarak öğrenmeye çalıştı. Okula gittiğini de duymadım. Okula veya kiliseye gitmediği gibi dini eğitim de almamıştı. Dini inancının kökeni aile geleneğinden kaynaklanıyordu sanırım, ana babası, özellikle de anneannem çok dindardı."

KÜBA 19. YÜZYILIN VİETNAMI'YDI
"O dönemde önemli yatırımlar yapılıyordu. ABD yurttaşları Küba'nın en iyi topraklarını ele geçirmişler, ormanları ortadan kaldırmaya, şeker kamışı yetiştirip şeker fabrikaları kurmaya başlamışlardı. Babam da o fabrikalardan birinde iş bulmuştu." "Bağımsızlık savaşı 1895'te başlayıp 1898'de sona erdi. ABD o savaşta fırsatçı müdahalesini sahneye koyduğunda İspanya çoktan yenilmişti. Amerika asker gönderdi, Porto Riko'yu, Filipinler'i, Pasifik'teki bazı adaları aldı ve Küba'yı işgal etti. Küba uzun zamandır savaşmakta olduğundan adayı kalıcı olarak ele geçiremedi. Sayılarının az olmasına rağmen Küba halkı yıllardır kahramanca savaşmıştı. ABD, Küba'nın bağımsızlığı Latin Amerika'da ve dünyanın tümünde yaygın desteğe sahip olduğu için Küba'yı açıkça ele geçirmeyi planlamıyordu. Sık sık dediğim gibi Küba 19. yüzyılın Vietnamı'ydı." 26,

HAYATIMIN SAYISI

"13 Ağustos 1926'da doğdum. Sanırım saat sabahın ikisiymiş. Belki de bunun gerilla ruhumla, devrimci faaliyetlerimle bir ilgisi vardır. Doğanın ve doğum zamanımın bir etkisi olmuş olmalı. Başka unsurların da hesaba katılması gerekir şimdi, değil mi? O gün hava nasıldı ve doğanın insanların yaşamlarıyla bir ilgisi var mı falan gibi. Her neyse, ben sabah erken doğmuşum. O nedenle sabahın ikisinde doğduğuma göre doğuştan bir gerilla sayılırım. 1926'da doğdum ve silahlı mücadeleye başladığımda 26 yaşındaydım; ayrıca ayın 13'ünde doğdum ki, o da 26'nın yarısı. Batista darbeyi 1952'de yaptı, yani 26'nın iki katı o da. Şimdi düşünüyorum da, 26 sayısında mistik bir şey olmalı. Ve karaya 1956'da çıktık, ki o da yuvarlak 30 rakamı artı 26'dır. Çiftlikte olanları anlatıyordum, ama başka bir şey daha var. Evin 100 metre ilerisinde, anayol üzerinde horoz dövüşleri yapılan bir yer vardı. Şeker kamışı harmanı zamanında, 25 Aralık'ta, yılbaşında ve her bayram günü orada horoz dövüşü yapılırdı. Meraklılar orada toplanırlar, bazıları kendi dövüş horozlarını getirirlerdi. Bazıları da sadece bahse girmek için gelirlerdi. Pek çok yoksul zaten çok az olan gelirini orada yitirmiştir. Kaybettiklerinde evlerine beş parasız dönerler, kazandıklarında da parayı hemen içkiye ve eğlenceye harcarlardı."

NEDEN FİDEL DEDİLER?
"Size bana neden Fidel adı konulduğunu anlatayım da gülün bakalım. Adımın kökeni o kadar da şairane değildir. Benim kendi adım yoktur. Bana vaftiz babalık edecek birinin yüzünden Fidel adı verildi..." "Santiago de Cuba'da bir buçuk ya da iki yılı doldurduktan sonra altı-yedi sokak ötede olan La Salle Okulu'na gönderildim. Öğlenleri yemek için eve gelirdim. O zaman öğle yemekleri yiyorduk, artık aç değildik. Yemekten sonra yine okula giderdim. La Salle'a girdiğimde vaftiz babam, Haiti konsolosu hâlâ bizimleydi. Okula gitmek benim için büyük bir adım olmuştu." "Okulda din kuralları, din ve biraz da din tarihine dair sistematik eğitim veriyorlardı. Ben altı buçuk-yedi yaşındaydım, ama birinci sınıfa almışlardı. Okuyup yazma bildiğim halde iki yıla yakın zamanımı yediler. Oysa üçüncü sınıfta olmam gerekirdi."

İLK İSYANIM
"Okula başladıktan sonra sistematik bir eğitim almaya başlamıştım, ancak en önemlisi maddi durumun ve çevrenin düzelmesiydi. İlk kez öğretmenlerim, sınıfım, oynayacak arkadaşlarım vardı. Bir defterin arka kapağından aritmetik öğrenen yalnız bir öğrenci olduğum günlerde yoksun olduğum her şey vardı yani. Henüz çok küçükken ilk isyan eylemimi başlatmama kadar bu böyle sürdü." "Bütün o yaşadıklarımdan bıkmıştım. Öğretmenin evinde sık sık dayak yerdim ve uslu olmadığım takdirde beni yatılı okula göndermekle tehdit ederlerdi. Bir gün o evde kalmaktansa yatılı okulun daha iyi olacağını anladım." "Vaftiz babam ve vaftiz annem, tatillerde

"İlk olarak dindar bir milletten ve ikinci olarak da dindar bir aileden geldiğimi söylemeliyim. En azından annem çok dindardı, babamdan daha dindardı. Çiftçi bir aileden geliyordu. Babamın ailesi de çiftçiydi. İspanya'da Galiçyalı çok yoksul bir çiftçiydi. Ancak annemin aldığı dini eğitim nedeniyle dindar olduğunu söyleyemem. Derin bir inancı olduğu kuşkusuzdu; okuma yazmayı neredeyse bir yetişkinken öğrendiğini de belirtmek isterim. Adı Lina'ydı, babamın adı ise Angel. Annem okuryazar değildi. Okuyup yazmayı kendi kendine öğrendi. Kendisinden başka bir öğretmeni olduğunu hatırlamıyorum. Öyle birinden de söz etmiş değildi. Büyük bir çaba harcayarak öğrenmeye çalıştı. Okula gittiğini de duymadım. Okula veya kiliseye gitmediği gibi dini eğitim de almamıştı. Dini inancının kökeni aile geleneğinden kaynaklanıyordu sanırım, ana babası, özellikle de anneannem çok dindardı."

KÜBA 19. YÜZYILIN VİETNAMI'YDI
"O dönemde önemli yatırımlar yapılıyordu. ABD yurttaşları Küba'nın en iyi topraklarını ele geçirmişler, ormanları ortadan kaldırmaya, şeker kamışı yetiştirip şeker fabrikaları kurmaya başlamışlardı. Babam da o fabrikalardan birinde iş bulmuştu." "Bağımsızlık savaşı 1895'te başlayıp 1898'de sona erdi. ABD o savaşta fırsatçı müdahalesini sahneye koyduğunda İspanya çoktan yenilmişti. Amerika asker gönderdi, Porto Riko'yu, Filipinler'i, Pasifik'teki bazı adaları aldı ve Küba'yı işgal etti. Küba uzun zamandır savaşmakta olduğundan adayı kalıcı olarak ele geçiremedi. Sayılarının az olmasına rağmen Küba halkı yıllardır kahramanca savaşmıştı. ABD, Küba'nın bağımsızlığı Latin Amerika'da ve dünyanın tümünde yaygın desteğe sahip olduğu için Küba'yı açıkça ele geçirmeyi planlamıyordu. Sık sık dediğim gibi Küba 19. yüzyılın Vietnamı'ydı."

26, HAYATIMIN SAYISI
"13 Ağustos 1926'da doğdum. Sanırım saat sabahın ikisiymiş. Belki de bunun gerilla ruhumla, devrimci faaliyetlerimle bir ilgisi vardır. Doğanın ve doğum zamanımın bir etkisi olmuş olmalı. Başka unsurların da hesaba katılması gerekir şimdi, değil mi? O gün hava nasıldı ve doğanın insanların yaşamlarıyla bir ilgisi var mı falan gibi. Her neyse, ben sabah erken doğmuşum. O nedenle sabahın ikisinde doğduğuma göre doğuştan bir gerilla sayılırım. 1926'da doğdum ve silahlı mücadeleye başladığımda 26 yaşındaydım; ayrıca ayın 13'ünde doğdum ki, o da 26'nın yarısı. Batista darbeyi 1952'de yaptı, yani 26'nın iki katı o da. Şimdi düşünüyorum da, 26 sayısında mistik bir şey olmalı. Ve karaya 1956'da çıktık, ki o da yuvarlak 30 rakamı artı 26'dır. Çiftlikte olanları anlatıyordum, ama başka bir şey daha var. Evin 100 metre ilerisinde, anayol üzerinde horoz dövüşleri yapılan bir yer vardı. Şeker kamışı harmanı zamanında, 25 Aralık'ta, yılbaşında ve her bayram günü orada horoz dövüşü yapılırdı. Meraklılar orada toplanırlar, bazıları kendi dövüş horozlarını getirirlerdi. Bazıları da sadece bahse girmek için gelirlerdi. Pek çok yoksul zaten çok az olan gelirini orada yitirmiştir. Kaybettiklerinde evlerine beş parasız dönerler, kazandıklarında da parayı hemen içkiye ve eğlenceye harcarlardı."

NEDEN FİDEL DEDİLER?
"Size bana neden Fidel adı konulduğunu anlatayım da gülün bakalım. Adımın kökeni o kadar da şairane değildir. Benim kendi adım yoktur. Bana vaftiz babalık edecek birinin yüzünden Fidel adı verildi..." "Santiago de Cuba'da bir buçuk ya da iki yılı doldurduktan sonra altı-yedi sokak ötede olan La Salle Okulu'na gönderildim. Öğlenleri yemek için eve gelirdim. O zaman öğle yemekleri yiyorduk, artık aç değildik. Yemekten sonra yine okula giderdim. La Salle'a girdiğimde vaftiz babam, Haiti konsolosu hâlâ bizimleydi. Okula gitmek benim için büyük bir adım olmuştu." "Okulda din kuralları, din ve biraz da din tarihine dair sistematik eğitim veriyorlardı. Ben altı buçuk-yedi yaşındaydım, ama birinci sınıfa almışlardı. Okuyup yazma bildiğim halde iki yıla yakın zamanımı yediler. Oysa üçüncü sınıfta olmam gerekirdi."

İLK İSYANIM
"Okula başladıktan sonra sistematik bir eğitim almaya başlamıştım, ancak en önemlisi maddi durumun ve çevrenin düzelmesiydi. İlk kez öğretmenlerim, sınıfım, oynayacak arkadaşlarım vardı. Bir defterin arka kapağından aritmetik öğrenen yalnız bir öğrenci olduğum günlerde yoksun olduğum her şey vardı yani. Henüz çok küçükken ilk isyan eylemimi başlatmama kadar bu böyle sürdü." "Bütün o yaşadıklarımdan bıkmıştım. Öğretmenin evinde sık sık dayak yerdim ve uslu olmadığım takdirde beni yatılı okula göndermekle tehdit ederlerdi. Bir gün o evde kalmaktansa yatılı okulun daha iyi olacağını anladım." "Vaftiz babam ve vaftiz annem, tatillerde evine dönen öğretmen, herkes... Bu insanlar Fransız eğitimi almışlardı, bunu nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Kusursuz Fransızca konuşurlardı. Belki Fransa'da bulunmuşlar ya da Haiti'de bir okula gitmişlerdi. Hepsi çok terbiyeliydi ve beni de öyle yetiştirmişlerdi. Örneğin bir şey istemek yanlıştı. Çok yoksul çocukların bile bir rayado (fındık fıstık) ya da granizado (mısır çerezi) almak için ceplerinde bir metelikleri olurdu, ama ben onlardan hiçbir şey isteyemezdim. Fransız eğitiminin kurallarına göre bir şey istemek yasaktı. Bir çocuğa yediğinden biraz da bana vermesini istediğimde hem tipik çocuk bencilliğinden hem de içinde yaşadıkları sefaletten, 'Dilencilik ediyorsun! Söyleyeceğim!' derlerdi. Benim uymak zorunda olduğum kuralları bilirlerdi.

AİLEMİN KURALLARI VE BEN
"Ailenin kuralları vardı ve bunu eleştiriyor değilim. Disiplinli olmak zorundaydın. Sesini yükseltemezdin. Doğal olarak küfür yasaktı. Beni yatılı okula göndermekle tehdit ettiklerinde artık bıkmıştım ve daha önce olup bitenleri, aç bırakıldığımı ve bana adil davranılmadığını anlamıştım. Bunun bir otobiyografi olmasını istemediğim için size her şeyi ayrıntılarıyla anlatmıyorum; sadece ilginç olabilecek konulara değiniyorum." "Böylece bir gün okulda bütün kuralları ve düzenlemeleri kasten çiğnemeye başladım. İsyanımın amacı beni yatılı okula göndermek zorunda kalmalarıydı. Sesimi yükselttim ve bütün yasak sözleri söyledim. İlk isyanımın hikâyesi buydu ve sonuncusu da olmayacaktı. Birinci sınıftaydım, en fazla yedi yaşında olmalıydım."

YENİ BİR EVE TAŞINMAK
"Bugün kendilerine Hıristiyan diyen, ama korkunç şeyler yapan pek çok insan var dünyada. Örneğin Pinochet, Reagan ve Botha kendilerini Hıristiyan sayarlar." "Yatılı okuldan sonra yanında yaşadığım insanlar Hıristiyan'dı. Yani ayinlere giderlerdi. O aile hakkında kötü bir şey söylenebilir mi? Hayır. Bizimle birlikte kendisi de aç kaldığı için vaftiz annemin de kötü biri olduğunu söyleyemem. Evde idare onun elinde değildi. Kontrol kız kardeşindeydi, zira aylığı olan, babamın verdiği parayı alıp evi geçindiren oydu. Kendisi iyi bir insandı. Ancak evde yaşayan çocuğu, genellikle bir ilişkinin var olduğu bir evlat gibi değil de bir yabancı gibi görüyordu yine de." "O işadamının ailesinin yanında yaşamaya başladığımda beşinci sınıftaydım. Kötü insanlardı diyemem, ama kendi ailem değillerdi. Bazı sert ve hatta keyfi kuralları vardı. Örneğin, öteki okulda daha önce anlattığım türden sorunlarım olduğunu ve şimdi daha katı disiplini olan bir okula geçtiğimi dikkate almıyorlardı. Yeni, daha sert bir okula ve yeni öğretmenlere uyum sağlamanın psikolojik etkilerini düşünmüyorlardı. Benim yüksek notlar almamı istiyorlar, bunu benden talep ediyorlardı. En yüksek notu almazsam o hafta sinemaya gitmek için 10 sent, sinemadan sonra dondurma için 5 sent ve perşembeleri çizgi roman almak için 5 sentlik harçlığımı kesiyorlardı."

BURJUVA ÖĞRENCİLER VE BEN

"Okulda bir burjuva tavrına sahip öğrenciler vardı. Bunlar daha az gösterişçi zengin çocuklarına tepeden bakarlardı. Ben buna pek önem vermezdim, ama dikkatimden de kaçmazdı. İkinci gruptakilerin çok zenginlerle yarıştıklarına ve onlardan ayrı durduklarına da dikkat etmiştim. Çok zengin öğrenciler arasında bile rekabete yol açan bölünmeler vardı. Ben bütün bunların farkındaydım. O okulda okumak için nispeten zengin olmalıydın ve sınıf farkını, burjuvazi kurumunu ve ayrıcalığı adeta soluk alıp verdikçe hissediyordun.

Diğer Kitap Haberleri
'Futbolistas': Futbol ve Latin Amerika
Nedenselliğin kültürel tarihi
Kapak sanatı, kendine ait odalar
Test: Futbol ve edebiyat
Asmalımescit, House Cafe
Babaya isyan etmekle başlar her şey
Yaz, çocuk kitaplarıyla daha da güzel geçer!
Amerikalıların orta doğulu yazar ilgisi
Kurşuni bakışların altında
Kaos GL'de Ten ve Tutku
Prangaları bile eriten acılara direniş dizeleri
İhanetin kalpteki soğuk nefesi
Sürüye ait olmanın dayanılmaz hafifliği
Ciddiyet, tutarlılık, yaratıcılık
Kitap kapakları
Şişman Sindirella
Limuzinin karanlık camlarının ardında
James Joyce'un sonsuz günü: Bloomsday
Zadie Smith'in yazarlık 10 sırrı
Kitabımın kahramanının adı... Josef Stalin
Notting Hill'deki o büyüleyici kitapçı
Cinsellik erkeklerin ortak savaş alanı
Gerçekler acıtır
Dostluk'un Kitabı
En Kapsamlı Dama Kitabı
"Model Entelektüel" Türkiye'de gündemde
'Kötü filmlerin edebi faydaları!
Dikkat: Semenderlerin istilası başlıyor!
Feyyaz Kayacan’ın tek romanı Çocuktaki Bahçe
Yeraltından bir roman: Keş
Yaşama dair bir kitap
'Engellere Rağmen' ödül aldı
Limon ile Zeytin define avında
Yağmurdan Önce
Şiir Gözlü Çocuk
2010'un hafızasını sorgulayıcı iki kitap
Eski Sokak
Ayaan Hirsi Ali'den "Kafir"
99 Sayfada Boşanmış Ailelerde Çocuk
Üvercinka 50. Yılında…
Entelektüeller ve Eylem
Karanlıkta Kaybolanlar
Ben Bu Filmde Kadri Karahan’ı Oynuyorum
Büyük Yapıt
Teftişten Teftişe Anadolu
"Toplu Şiirler. " (1976-2005)
"Parola Zehir"
Yaz sıcağında Bella'nın Ölümü
Fantezi Edebiyatının Son Noktasındaki İfritler
Sitt Marie-Rose
Bir kısa film çek, Potemkin gibi olsun
Cyril Mango’nun Gözünden Bizans
Bu yaz en çok yapmak istediğimiz şey
Çağdaş bir engizisyon masalı
Ian McEwan'ın SIRRI NE?
Hiç sevinmeyin, çünkü Büyük Birader ölmedi
Edebiyat dünyamıza Kritik bir haber
Sen Türkiye'nin kim olduğunu biliyor musun ey okuyucum?
Demir Ökçe 100 yaşında
Bir okuyucu klasik kitap okursa...
Sanat kitaplarında yılın en iyileri
Bu Yaz Seni Okuyacağım
Ve Son Olarak Fantastik Meraklılarına...
Yepyeni Yayınevlerini Tanımak İsteyenlere...
Bedenin insanlıkla ÜÇ CİLTLİK İMTİHANI
Bu yazı yazarların evinde geçirin
Yüzyılın düşünürü 100 YAŞINDA
Erkek gölgesinde hayatlar
Düşmanını tanı
'Yaşayan Edebiyat Anıtı The British Library'ye girdik'
Londra Edebiyat Festivali'nde bu sene yıldızlar geçidi yaşanıyor
Amy Winehouse Cambridge'e sızdı!
Benim adım Faulks, SEBASTIAN FAULKS...
Kitap dünyasını değiştiren 10 BÜYÜK OLAY
Şairin hayatı şiirine dahildir