18 Temmuz 2008
         

Sürüye ait olmanın dayanılmaz hafifliği

18 Temmuz 2008

Joshua Ferris'in yayımlandığı sırada ortalığı sarsan ve yaşamımızın dörtte üçünün geçtiği ofis ortamlarını hicvettiği romanı Ve İşimiz Bitti, AYŞE TANRIYAR'a göre ofis ortamlarımıza, iş arkadaşlarımıza ve hayatımızın anlamına başka bir gözle bakmamızı sağlıyor.

Sürüden ayrılanı kurt kapar! İlkçağlarda, atalarımız kabilelerinden ayrı kaldıklarında en büyük korkuları yırtıcı hayvanlar tarafından saldırıya uğramaktı. Ortaçağda, hayvan korkusunun yerini toprağına göz diken yabancı çeteler tarafından saldırıya uğramak aldı. Modern çağa geldiğimizde, belki artık yırtıcı hayvanlardan ya da beklenmedik düşman saldırılarından korkmamıza gerek kalmamıştı, ama bizleri dehşete düşürecek, sürüden ayrılmışız hissine kapılmamıza neden olabilecek bir durum hala vardı. Modern çağ insanının en büyük kabusu, işten atılma korkusu... Dış dünyaya karşı korunaklı plazalarımızda, tanıdık yüzlerle bir arada, her gün değişmeyen bir rutinde çalışmak ve her ay bunun karşılığında bize ödenen parayla karnımızı doyuracağımızı, bir eve sahip olacağımızı, tatile gidebileceğimizi bilmek... Ne büyük bir huzur değil mi? Ya da başka bir açıdan ne büyük bir yürek sıkıntısı! Çoğumuz sabahları zorlukla kalkıp, isteksizce işlerimizin başına gidiyoruz. Gözümüz sürekli saatte, mesai saatinin bitmesini bekliyoruz. Cuma akşamına erişmek en büyük mutluluğumuz, pazartesileri ise en büyük kabus! Ama yine de işlerimizden ayrılamıyoruz. Bir sahil kasabasına yerleşip yalnızca istediğimizi yapmak düşüncesi ise çok büyük bir çoğunluk için yalnızca bir hayalden ibaret kalıyor. Ofislerimiz bizim en değerli sığınağımız. Sürüden ayrılanı ise kurt kapar. Joshua Ferris, yayımlandığı 2007 yılında Amerika'yı kelimenin tam anlamıyla sarsan, en çok okunanlar listesini uzun süre işgal eden Ve İşimiz Bitti adlı kitabıyla, hayatımızın en büyük bölümünü geçirdiğimiz ofis yaşamını ve onun kendine özgü dinamiklerini hicvediyor.

REKLAM AJANSINDA İŞTEN ÇIKARMALAR
Chicago'da prestijli bir reklam ajansındayız. Bu ajans ekonomik refah döneminin şaşaalı günlerini de yaşamıştır ancak şimdi '90lar'ın sonu, 2000ler'in başındaki ekonomik krizin tam göbeğinde, dışarıya pek çaktırmasa da yalpalamaya başlamıştır ve tıpkı korku filmlerinde bir bir ortadan kaybolan kahramanlar gibi, ajansta da işten çıkarmalar başlamıştır. Tanıdık yüzler bir bir ortadan kaybolurken, bir sonraki sırada kimin olacağına dair panik de yükselmektedir. Monoton çalışma hayatının tanıdık dengesi bozulmuştur artık. Yine de tüm bu kargaşa ofisteki dedikodu ve muhabbeti bozmayacak, tam tersi daha da pompalayacaktır. Zaten ofislerimizi bizim için vazgeçilmez kılan ve sıkıcı hayatlarımıza renk katan, biraz da bu ofis dedikoduları ve gereksiz geyik muhabbetleri değil midir? Ferris, Ve İşimiz Bitti'de büyük bir risk alarak radikal bir deneme yapmış ve kitabın anlatımını gerçekleştiren kafa sesini "biz", yani birinci çoğul şahıs olarak kurgulamış. Kitabının çevirmeninin de belirttiği üzere, Ferris bunu kitabı beyni olmayan biri aracılığıyla anlatmak için tercih etmiş. Böylece karakterlerden hiçbiri öne çıkmıyor, anlatıcı rolüyse bir anlamda topluluğun ortak belleğine veriliyor. Tabii okuyucunun da kolaylıkla empati kurmasını başarıyor. Karakterlere gelince... Kitapta çok sayıda ve zengin tiplemeli karakter yer alıyor. Yazar hiçbir karaktere dair fazla tanıtıcı bir bilgi vermeden, onları akışın içinde (ya da muhabbetin içinde mi demeliydim?) karşımıza çıkarıyor ve olaylar ilerledikçe kim olduklarına dair kafalarımızda bir şeyler şekilleniyor. İşten atılmasına rağmen inatla işe gelmeyi sürdüren ve atılmasını başkalarından yürüttüğü ofis demirbaşlarına bağlayan Chris Yop; Whitman ve Emerson'dan yaptığı alıntılarla tiratlar atarak dolaşan ve ekibe sürekli tuhaf e-mailler gönderip, saçma şakalar yapan eksantrik ruhlu Tom Mota; duygusuz görünümlü işkolik halleriyle diğerlerini gıcık eden orta yönetici Joe Pope; hakkında kanser olduğuna dair dedikodular dolaşan patron Lynn Mason; ofisin alay konusu saf Jim Jackers ve daha bir dolu renkli ve bir o kadar da çılgın tip... Bütün bu karakterler kitabın başından sonuna dek soluksuzca konuşmayı sürdürüyor. Ofisteki yaşam, boş bulunan her anda toplanılan birinin odasında yapılan bu dedikodularla sürerken, bir yandan hikaye de ilerliyor. Herkesin herkese dair sürekli olarak konuştuğu, her türlü entrika, kariyer savaşı ve çekişmenin yaşandığı ofis ortamlarına dair sigara ve kahve molaları, öğlen yemeklerinde yenilenler, iyi bir ofis koltuğuna ve kütüphaneye sahip olmak ve onları kaybetmemek için her şeyi yapmak ya da dikkatsiz e-maillerden doğabilecek sıkıntılar gibi ofis yaşamına dair pek çok ayrıntı da kitapta ustaca işleniyor. Su gibi akıp giden ve hayli eğlenceli bir dile sahip olan kitap, size sürekli The Office adlı komedi dizisini anımsatıyor bir yandan da. Yazar Ferris de bunun farkında; "Dizinin çok benzediğinin farkındayım ama The Office ben kitabımı tamamladıktan sonra yayınlanmaya başladı. Üstelik o yalnızca komedi öğelerinin yer aldığı bir dizi, benim kitabımsa komedi yanı ağır basmakla birlikte, kanser olan patron, çocuğu kaçırılıp öldürülen Janine karakterleri gibi dram unsurları da içeriyor," diyor.

KÜÇÜK ŞEYLERİN ÖZLEMİ

Kendi de eskiden bir reklam ajansında, metin yazarı olan Joshua Ferris, şimdilerde evinden çalışan bir yazar olsa da, bir röportajında ofis ortamında yapılan muhabbetleri ya da kahve molası gibi küçük ayrıntıları özlediğini belirtmeden geçemiyor. Her ne kadar kendisi de eski bir ofis çalışanı olsa da kitabın otobiyografik bir yanı olmadığını belirten yazar, kendi ofisiyle tek benzerliğin herkesin sürekli herkese dair konuşması olduğunu söylüyor. Son olarak: Sürüden her ayrılanı kurtların kapmadığının en canlı tanığı bizzat Joshua Ferris olsa da -kitabın son derece başarılı çevirmeni Duygu Günkut'un kitabın başında yer alan Çevirenin İşi Bitmiş Okura Notu bölümünde de önerdiği gibi- biz sıradan ofis insanlarının yapabileceği en büyük çılgınlık sanırım bu kitabı işyerinizde bir dosyanın arasına sıkıştırıp, başka bir işle meşgulmüş gibi okumak olurdu. Çalışın, çalışın!

Diğer Kitap Haberleri
'Futbolistas': Futbol ve Latin Amerika
Nedenselliğin kültürel tarihi
Kapak sanatı, kendine ait odalar
Test: Futbol ve edebiyat
Asmalımescit, House Cafe
Babaya isyan etmekle başlar her şey
Yaz, çocuk kitaplarıyla daha da güzel geçer!
Amerikalıların orta doğulu yazar ilgisi
Kurşuni bakışların altında
Kaos GL'de Ten ve Tutku
Prangaları bile eriten acılara direniş dizeleri
İhanetin kalpteki soğuk nefesi
Ciddiyet, tutarlılık, yaratıcılık
Kitap kapakları
Şişman Sindirella
Limuzinin karanlık camlarının ardında
James Joyce'un sonsuz günü: Bloomsday
Zadie Smith'in yazarlık 10 sırrı
Kitabımın kahramanının adı... Josef Stalin
Notting Hill'deki o büyüleyici kitapçı
Cinsellik erkeklerin ortak savaş alanı
Gerçekler acıtır
Dostluk'un Kitabı
En Kapsamlı Dama Kitabı
"Model Entelektüel" Türkiye'de gündemde
'Kötü filmlerin edebi faydaları!
Dikkat: Semenderlerin istilası başlıyor!
Feyyaz Kayacan’ın tek romanı Çocuktaki Bahçe
Yeraltından bir roman: Keş
Yaşama dair bir kitap
'Engellere Rağmen' ödül aldı
Limon ile Zeytin define avında
Yağmurdan Önce
Şiir Gözlü Çocuk
2010'un hafızasını sorgulayıcı iki kitap
Eski Sokak
Ayaan Hirsi Ali'den "Kafir"
99 Sayfada Boşanmış Ailelerde Çocuk
Üvercinka 50. Yılında…
Entelektüeller ve Eylem
Karanlıkta Kaybolanlar
Ben Bu Filmde Kadri Karahan’ı Oynuyorum
Büyük Yapıt
Teftişten Teftişe Anadolu
"Toplu Şiirler. " (1976-2005)
"Parola Zehir"
Yaz sıcağında Bella'nın Ölümü
Fantezi Edebiyatının Son Noktasındaki İfritler
Sitt Marie-Rose
Bir kısa film çek, Potemkin gibi olsun
Cyril Mango’nun Gözünden Bizans
Bu yaz en çok yapmak istediğimiz şey
Çağdaş bir engizisyon masalı
Ian McEwan'ın SIRRI NE?
Hiç sevinmeyin, çünkü Büyük Birader ölmedi
Edebiyat dünyamıza Kritik bir haber
Sen Türkiye'nin kim olduğunu biliyor musun ey okuyucum?
Demir Ökçe 100 yaşında
Bir okuyucu klasik kitap okursa...
Sanat kitaplarında yılın en iyileri
Bu Yaz Seni Okuyacağım
Ve Son Olarak Fantastik Meraklılarına...
Yepyeni Yayınevlerini Tanımak İsteyenlere...
Bedenin insanlıkla ÜÇ CİLTLİK İMTİHANI
Bu yazı yazarların evinde geçirin
Yüzyılın düşünürü 100 YAŞINDA
Erkek gölgesinde hayatlar
'Dindar bir aileden geliyorum'
Düşmanını tanı
'Yaşayan Edebiyat Anıtı The British Library'ye girdik'
Londra Edebiyat Festivali'nde bu sene yıldızlar geçidi yaşanıyor
Amy Winehouse Cambridge'e sızdı!
Benim adım Faulks, SEBASTIAN FAULKS...
Kitap dünyasını değiştiren 10 BÜYÜK OLAY
Şairin hayatı şiirine dahildir