07 Mayıs 2009
         

İlişkili haberler
Anneler Günü'nün 98 yıllık öyküsü
O ‘an’ları asla unutmayacaklar
Güzel olmak annenizin de hakkı
Ünlü ve çocuklu
O sizin için dünyanın en güzel kadını
Ona en çok ne yakışır?
14 Mayıs’a özel programlar
Kullandıkça sizi hatırlasın

Hülya Koçyiğit - Gülşah Alkoçlar

Yeşilçam’ın en güçlü kadın oyuncularından Hülya Koçyiğit ve bir dönemin ‘çocuk yıldızı’ kızı Gülşah Alkoçlar, genç yaşta anne olmanın keyfini sürüyor. Koçyiğit torunlarıyla da öyle iyi anlaşıyor ki ‘anneanne’liği olağanüstü olarak niteliyor..

Hülya Koçyiğit
"Selim'le (Soydan) balayındaydık. 21 yaşındaydım. Çocukları o kadar seviyordum ki acaba çocuğum olmayacak mı diye düşünüyordum. Balayında kalkıp doktora gittik. Meğer hamile kalmışım. "

Gülşah Alkoçlar
"Annem beni çok rahat bıraktı. Bende ise tam tersi oldu. Kızlarım Neslişah (18) ve Aslışah (13) daha disiplinli yetişsinler istiyorum. Anneme göre daha toleranssız olduğumu söyleyebilirim. "

'Gülşah'ı gördüğümde âşık olmuştum'

HÜLYA Koçyiğit'in şapkalarını öncelik sırasına soksak herhalde önce anneanne, sonra anne ve sonra da sanatçı Hülya gelir. Koçyiğit'in, kızı Gülşah Alkoçlar'la alıştığımızdan farklı bir anne- kız ilişkisi var. Çünkü Koçyiğit, kızını sinema çalışmalarından ötürü yeterince vakit ayıramadan büyütmüş olmanın acısını torunlarından çıkarıyor. Öyle ki torunlarına neredeyse anneannelik değil, annelik yapıyor. Anneler Günü öncesi Hülya Koçyiğit ve kızı Gülşah'la aralarındaki bu tatlı rekabeti konuştuk.

- Hangi dürtüyle kariyerinizin zirvesinde ve henüz 21 yaşındayken çocuk sahibi oldunuz? Moda diye mi, en büyük eserinizi yaratmak arzusuyla mı, yanlışlıkla mı?..
- Hülya Koçyiğit: Hiçbiri değil. Biliyorum size tuhaf gelecek ama çocuğum olmaz korkusuyla!

- Nasıl?
- H.K: Selim'le (Soydan) yeni evlenmiştik. Balayına çıktık. Balayının üçüncü gününde beni bir korku sardı. Çocukları o kadar çok seviyorum ki, öylesine deli oluyorum ki, bu kadar aşırı sevgiden Allah'ım bana çocuk vermeyecek mi acaba diye bir korku vardı içimde. Selim'e de açtım bu konuyu. Düşünün İsviçre'de balayındayız daha. Çok şaşırdı. Ama benim bu korkumu görünce orada yaşayan yeğeninden rica etti, bir doktordan randevu aldık. Şimdi bakınca komik şeyler bunlar ama o zaman böyle hissediyordum. Meğer ben o balayı günlerinde Gülşah'a hamile kalmışım.

- Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz an neler geçti aklınızdan?
- H.K: Uçtum. Akşam Selim'i bekledim. Müjdem var sana,' dedim. 'Eyvah ne olacak şimdi. Daha çok erken,' diye yanıt verdi. Ben filmlerdeki gibi sevincinden beni kaldıracak, döndürecek filan sanıyorum. 'Günün en popüler yıldızısın, mesleğinin başındasın,' dedi. Yıkıldım ben tabii. Ağladım. Anne babasıyla altlı üstlü oturuyorduk. Hemen onlara gidip haberi verdik. Çok mutlu oldular. Ne kadar sevindi kayınvalidem. Selim'in tepkisini anlatınca 'Sevinmiştir tabii, duygularını belli edememiştir,' dedi. Moralim biraz düzeldi.

- Ya doğumdan sonra?
- H.K: Doğumdan sonra yine ağladım! Bu sefer de erkek olmadı diye! O zaman tabii ultrason yok. Sürpriz oldu. Bilinçaltıma nasıl işlemişlerse artık, erkek olmamasına çok üzüldüm. Biz üç kız kardeşiz. Babam hep erkek çocuk istemiş. Hatta üçüncü de erkek olmayınca hastaneye gelmemiş, bozulup. Ben de bunlardan etkilendim herhalde. Bir de Allah affetsin, hemen soyup parmakları tam mı, bacakları düzgün mü diye kontrol ettim. Gülşah'ı görünce aşık oldum tabii.

- Kendinizi daha çok hangisi gibi hissediyorsunuz, anneanne mi, anne mi, sadece
Hülya Koçyiğit mi?

- H.K: Üçü de.

- Annelik mi anneannelik mi daha ağır basıyor?
- H.K: Anneannelik olağanüstü bir duygu. Sinema çalışmalarım nedeniyle Gülşah'ı istediğim kadar vakit ayırarak büyütemedim. Bunun etkisiyle sanırım Gülşah'ın ilk çocuğu Neslişah doğduğunda, ben onu kendim doğurmuş gibi hissettim. Sanki annesi benmişim gibi. Bütün vaktimi onunla geçirdim. Her şeyini ben yapmaya uğraştım. Hatta Neslişah'ın okul arkadaşları beni annesi, Gülşah'ı ise ablası zannediyorlardı. Çocuklar da zaman zaman, 'Anneanne keşke bizim annemiz sen olsaydın, annem hiçbir şeye izin vermiyor,' derler. Zaman zaman böyle küçük geliş gidişleri oluyor. Çünkü anneleri bana göre daha otoriter. Kolay taviz vermiyor.

'Karı koca bir olup haddimi bildirdiler'

- Sizin çocukları bu kadar sahiplenmeniz Gülşah Hanım'ın anneliğini sarsmıyor mu?
- H.K: Zaman zaman ipin ucunu kaçırdığımı fark ediyorum. O zaman dönüp Gülşah'a diyorum ki 'Ben böyle böyle yapıyorum, bunun da yanlış olduğunun farkındayım, ne yapabiliriz?' O da 'Şöyle yaparak düzeltebiliriz, kendini biraz frenle,' diyor. Takışmak değil de, başlangıçta karı koca haddimi bildirdiler! Beni karşılarına aldılar, dediler ki 'Biz onların anne ve babası olarak onlara bazı prensipleri aşılamaya çalışıyoruz. Evde sarsılmaz prensiplerimiz var. O nedenle ortak ağızla konuşuyoruz. Siz böyle davranırsanız biz bunu sağlayamayız. Lütfen kendinizi frenleyin.' Çok haklılar. Ben de onların yerinde olsam aynı şeyi yapardım.
- Gülşah Alkoçlar: Bizim aramızda böyle bir sorun yok aslında. Ben böyle bir kırgınlık içinde değilim. Hatta birikimlerini çocuklarımla da değerlendirmesini istiyorum. Annemin çocuklarımla ilgilenmesinden hiç rahatsız olmuyorum. Bazen annemin de dediği gibi, annemi çocuklarımın annesi zannedebiliyorlar. Ama ben bundan rahatsız olmuyorum. Annem onların annesi de sayılır. Özellikle Neslişah'ın üzerinde benden çok daha fazla emeği var. Doğumdan sonra ben otelde çalışmaya başladım ve hep annem ilgilendi kızımla. Aslışah ise annemin çalıştığı bir dönemde dünyaya geldi. Ben daha fazla sorumluluk aldım. Bunlar beni hiç kıskandırmıyor, aksine mutlu oluyorum. Çünkü etrafımda bazı anneanne ve babaanne örnekleri görüyorum, torunlarına bakmak istemiyorlar. Ben de onu yadırgıyorum. Eşimin annesi de hayattayken çok ilgilendi çocuklarla. Biz böyle bir ortama alıştık. Annemle babamın torunlarını benden çok sevdikleri endişesine de kapılmıyorum. Çünkü çocuklarım kucaklarındayken benim gözlerimin içine bakıp benden daha değerli bir varlıkları olmadığını söylerler. 'Herkes haddini bilsin' gibidir bu söz. 'Kızımızın çocuğu olduğunuz için size deli oluyoruz' mesajını verirler.

"İnsanlar başarılarımı anneme bağladılar"
- Annenize karşı, büyüme döneminizde sizinle şimdi torunlarıyla ilgilendiği kadar ilgilenmediği için bir öfke, bir kırgınlık duydunuz mu hiç?
- G.A: Hiç öfke duymadım çünkü beni çok sevdiğini her zaman hissettirdi. Bilinçlendiğim zaman anladım ki benim iyi yetişmem için annem ve babam fedakârlık yapıyorlardı. Belki beni ihmal ettiler ama bu, çocuklarına bir gelecek hazırlama kaygısıylaydı. Şimdi bakıyorum, çok doğru yapmışlar.
- H.K: Bu doğru. Gülşah'a istediğim kadar vakit ayıramadım. Bazı önemli günlerinde de yanında olamıyordum. Diyelim ki bir jimnastik yarışmasında yarışacak, ben başka bir şehirde olabiliyordum ve gidemiyordum. O zamanlarda da çok korkardım Gülşah bunları içinde biriktiriyor mu, bana karşı kırgınlığı var mıdır acaba diye... Çünkü ben bunu içimde biriktiriyordum. O yüzden de torunlarıma karşı aşırı görev yapıp ona olan borcumu ödemeye çalışıyorum. Zaman zaman aşırılıklarım oluyor. O
aşırılıklar, onlar hep bir şeyi eksik yaptım duygusundan kaynaklanan tutumlar. Kendimi sürekli kontrol etmeye çalışıyorum bu konuda. Zaten kontrol etmesem herhalde damadım da mutsuz olurdu. İkinci torunum Aslışah doğduğunda ise artık onların tutumlarından da anladım. 'Bunu da bize bırak' der gibilerdi. Daha fazla kabullenme ve teslimiyet durumu yaşadım. Onun için küçükte benim emeğim büyükteki kadar yok.

- Peki siz neden ikinci, üçüncü çocuğu yapmadınız?
- H.K: Aslında torunum olduğunda ben 40 yaşındaydım ve torun sahibi olabilecek konumdayken çocuk doğurmayı düşünemezdim. Ama daha önce de hiç düşünmedim. Çok çocuk yapacağım diye deli olan ben, Gülşah'ı gördüğüm anda çok ilahi bir duygu yaşadım. Kendimi bir yaratıcı filan zannettim. Gülşah'a âşık oldum. Bunlar tabii ki hastalıklı ruh halleri. Kontrol edilmesi gereken çok aşırı duygular. Hemen 'Tövbe Allah'ım, sen beni affet,' diyorsunuz ama... Önemli olan, çocuğu hak ettiği gibi yetiştirebilmek. Hem maddi, hem manevi, hem beden, hem ruh sağlığı olan, hem yetenekleri oranında onunla meşgul olabilen bir anne
olamayacağımı fark ettim ve hiç olmazsa bir tanesini doğru düzgün yetiştireyim dedim. Vazgeçtim daha fazla çocuktan.

- Gülşah Hanım, bir şöhretin çocuğu olmanın psikolojinize nasıl bir etkisi oldu?
- G.A: Psikolojimi çok bozdu. Şöyle bir problem oldu: İnsanlar başarılarımın nedenini her zaman anneme bağladılar. Hep, 'Hülya Koçyiğit'in çocuğu olduğu için,' dediler. Hatta ilkokulda, velilerin dilekçesiyle sınav kağıtlarım incelendi. Çünkü benim Hülya Koçyiğit'in kızı olduğum için sınıfı geçtiğim söylendi. İlkokuldayım ve bu olanlardan ne kadar etkilendiğimi düşünün. O seneler beni çok yıprattı, psikolojimi
bozdu. Ortaokula kadar dayandım ve sonra 'Ben bu okuldan gitmek istiyorum,' dedim. Beni yurtdışına gönderdiler.

'Hep, evlensem de annemin baskısından kurtulsam derdim'

- Hülya Hanım, sizin annenizle olan ilişkiniz nasıldı?
- H.K: Ben de annemin ilk çocuğuyum ve beni 16 yaşındayken dünyaya getirmiş. Çocukluk hayallerini, heveslerini benimle gerçekleştirmek istedi. Fevkalade otoriterdi. Gülşah'ın çocuklarına karşı aşırı disiplinini, hallerini anneme benzetiyorum. Annem 'Hayır,' dediği zaman biz karşısında titrerdik.

- Kızar mıydınız annenize?
- H.K: Sürekli olarak 'Şunu yapabilirsin, bunu yapamazsın,' demesine kızardım. 'Evlensem de annemin baskısından kurtulsam,' derdim. Her şeyime karıştığını düşünürdüm. Evliliği bir kurtuluş olarak düşünürdüm. Onun için ben kendi kızım Gülşah'a karşı çok daha serbesttim.
- G.A: Çok enterasandır, annem beni çok rahat bıraktı, bende de tam tersi oldu. Ben de bu sefer kızlarım daha disiplinli yetişsinler istiyorum. Anneme göre daha toleranssızım.
- H.K: Herkes kendi rahatsız olduğu şeyi, kendi çocuklarına yapmaktan kaçınıyor sanırım. Annem bana çok baskı yaptığı için ben tam tersiydim. Gülşah da benim tam tersim çocuklarına karşı. Ben mesela annem tarafından onaylanmak isterdim. Yaptığım bir şeyi beğensin diye deli olurdum. Oysa ben kendi çocuğuma hep 'Sen nasıl olursan ol benim için değerlisin,' dedim.
- G.A: O yüzden ben hayatım boyunca hiç, kendimi anneme beğendirme isteği içinde olmadım.

Diğer Fuar-Özel Haberleri
"Matisse-Picasso", 21 Nisan-5 Temmuz
"Duisburg Akzente Sanat Festivali", 24 Nisan - 10 Mayıs
14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan
Enka'da Bahar Etkinlikleri, 03 Mart - 05 Mayıs
2. Ankara Kitap Fuarı, 22-30 Mart
8. İzmir Öykü Günleri, 12 - 15 Şubat
Evlilik fuarı, 6-8 Şubat
5. Avrupa Şiir Yarışması, 1 Aralık 2008-31 Ocak 2009
Oyunbaz Nesneler, 14 Ekim 2008 – 4 Ocak 2009
Uluslararası Hegel Konferansı, 14-16 Kasım