07 Mayıs 2009
         

İlişkili haberler
"Suyun Bir Arada Tuttuğu", 10 Eylül 2008-11 Ocak 2009
Sergi etkinlikleri
Sergiyle ilgili yayınlar

"Performans" ve "Mekânlar ve Yerler"

"Suyun Bir Arada Tuttuğu" başlıklı sergi, Performans ve Mekânlar/ Yerler adlı iki temasıyla çağdaş sanatta bir çok kadın ve erkek sanatçının resimden uzaklaşıp, tamamıyla yeni ifade biçimlerine yönelmesini ve fotoğraf, video ve mekân enstalasyonlarındaki dönüşümü anlatıyor.

"Performans"

"Performans" başlığı altında, 1970'lerde başlayan süreçte sanatçıların kendi bedenlerini keşfetmeleri, kimlik meselesi üzerine düşünmeleri ve feminist başkaldırı gibi eğilimlere olan yönelimleri ele alınıyor. Cindy Sherman'ın bu sergi kapsamında İstanbul'da ilk kez bütünlüklü olarak sergilenecek olan anonim kadın bedenleri, VALIE EXPORT'un feminist harekete ilham veren sert otoportreleri ve Türkiyeli sanatçı Nil Yalter'in kadın bedenini fetişleştiren göbek dansı videosu bu bölümün en bilindik çalışmaları olarak belirginleşiyor.

Sergide yer alan feminist sanatçılar, 1970'li yılların başında beliren feminist avangard hareketin merkezinde "erkek sanatçı mitinin" yıkılmasına yönelik olarak, Batı sanatında yerleşmiş erkek egemen bakışı eleştiren işler ve "güzel" tanımını yeniden tartışmaya açan çalışmalar üretir. Politik, toplumsal, kültürel olarak, kadın bedenine ve kimliğine uygun görülen, dayatılan rolleri eleştirirler. Bunu yaparken çoğunlukla kendi bedenlerini kullanarak bu sorunlara yanıt üretmeye çalışırlar. Bu sanatçıların çoğunluğu fotoğrafı yeğleyerek, kamera karşısında roller sahneleyip, bedenlerini kişisel bir malzeme olarak kullanır. Cinsiyet ve yarattığı bunalım, fetişizm ve egemen erkek bakış, evcilliğin ve ev alanının sorunsallaştırılması, çocuk bakımı, tecavüz, kadın emeği gibi sorunlar etrafında çalışmalar üretirler. Neden az sayıda kadın sanatçı olduğunu sorgularken, büyük müzelerin koleksiyon politikalarını eleştirirler.

- 1970'li yılların başında ürettiği İsimsiz Film Kareleri adlı fotoğraf çalışmalarıyla feminist sanatın efsane isimlerinden birine dönüşen Cindy Sherman, sosyo-kültürel olarak kadına uygun görülen sayısız kimliğe bürünerek bir kimlik tartışması başlatır. Amerikan kültürünü oluşturan B Sınıfı filmlerdeki karakterlere bürünmek için makyaj yapan, farklı kıyafetler giyen sanatçı, hınzır bir genç kız, inatçı bir öğrenci, maden işçisi, salon hanımefendisi rollerine bürünür. Hitchcock ve Antonioni'nin filmlerinden etkiler taşıyan bu fotoğraflarda Sherman, kadınların medya ve sinemada stereotipik olarak nasıl canlandırıldığını sorunsallaştırır. Sanatçı, tek bir kimlik değil, muhtemel kimlik çoğulluğu içinde yaşanan 20. yüzyıl kültür yaşamını masaya yatırır.

- Laura Ribero ise Electro-dom(2003-2004) adlı videosunda, bir zamanlar Türkiye'de de kitleleri televizyon karşısına hapseden Latin Amerikan dizilerindeki sahte gerçekliği görünür kılar. Pembe dizilerin ardındaki hayali dünyanın yapaylığını ve bunun kültürel bir olgu olarak nasıl bir gerçeklik yarattığını sorunsallaştırır. İspanyolca konuşulan ülkelerde son derece önemsenen bu yılan hikayesi dizilerdeki genç ve iyi kalpli hizmetçi rolünü üstlenen sanatçı, bir kadının iflah olmaz romantikliğini de anlatır.

- Genç İngiliz Sanatı'nın "kötü kızı" olarak adlandırılan Sarah Lucas, maço erkek figürünün fotoğraflara yansıyan bıçkın bakışını, kendi bakışlarında yeniden canlandırır. 1990'lı yıllarda gerçekleştirdiği otoportrelerinde, erkek ve kadın stereotipinin açığa çıkarılışını kışkırtıcı biçimde ele alır. Poz verdiği mekanların fonuna yerleştirdiği çıplak kadın bedenleri ile, erkek egemen bakıştaki doğallığı eleştirir.

- Eleanor Antin, 1970'li yıllarda erkek kılığına girerek performanslar gerçekleştirir. Yüzüne koyu renk bir sakal takar, başına geniş kenarlıklı bir şapka geçirir ve sırtına taktığı pelerini ile bir kral pozuna bürünür. Bu kıyafet ile bir kral gibi sokaklarda dolanır, karşılaştığı insanlara gülümser, onları eğilerek selamlar, kendisini Solana Kumsalı'nın kralı ilan eder. Kral'ın tüm bu eylemlerini kaydettiği fotoğraflarında sanatçı, alışılagelmişin dışında yepyeni bir kral imgesi yaratır.

- Nil Yalter, 1974 tarihli video çalışmasında bir saat süreyle kamera karşısında göbek atar. Başı görünmeyecek şekilde kendi göbeğini görünür kılan sanatçı, kayıp göbek kordonunun bıraktığı küçük göbek deliğinin çevresine spiral şeklinde bir yazı yazmaktadır. Bedene yazılan bu yazı Nil Yalter'e göre Türk kadınlarının içinde tutuldukları toplumsal durumun eleştirisidir. Bir klişe olarak göbek dansı ise, erkek egemen bir toplumun oryantalist bakışına işaret eder.

- Feminist sanata ilişkin manifestoları, kimi zaman takındığı asi tavır kimi zaman da kadın bedeninin mekanlarla kurduğu özel ilişkiyi gösteren fotoğraflarıyla çağdaş sanatın "peygamberlerinden" biri olarak kabul edilen VALIE EXPORT, kadın bedenini bir konu olarak ele alan ilk sanatçılardan biridir. "Kendimle bir kamera karşısında çalışıyorum" diyen sanatçı çalışmalarında kadın doğasına ilişkin tüm git-gelleri sorunsallaştırır. Kadına ve kadın kültürüne ilişkin yeni bir tarih yaratılması gerektiğini düşünür.

- Birgit Jürgenssen, 1970'li yıllarda gerçekleştirdiği performans kayıtlarında, kadın kimliğinin toplumsal alandaki yerleşik kültürel şemalarını sorunsallaştırır. Gündelik yaşamda üstlendiği toplumsal rolleri masaya yatırır. Bedenine yazdığı dövmeler ve taktığı farklı aksesuarlar ile küçük ayrıntıların kadın bedeninin nasıl sembolleştirdiğini ve kodladığını gösterir. Saç modellerindeki değişikliğin veya yüksek topuklu bir ayakkabının birdenbire nasıl fetiş bir kimlik yaratabileceğini görünür kılar, bedeni ve temsil alanlarını tartışmaya açar.

- Kate Gilmore, Açık Kollarla (2005) adlı video çalışmasında kadının bağımsızlaşma mücadelesini mizahla sahneler. Sanatçı performansında, kameranın karşısında izleyiciye doğru ellerini açarak kendisine fırlatılan domatesleri gülümseyerek kabul eder. Bir kadın sanatçı olarak yüzüne domates fırlatılmasına karşın, başkalarının onayına duyulan ihtiyacı sorunsallaştırır.

- Francesca Woodman, 1975-78 yıllarında çektiği siyah beyaz fotoğraflarında, ifade dolu, varoluşçu, kendiliğinden, esrarengiz, gerçeküstü, özgün ve şiirsel bir sahneleme yaratır. Terk edilmiş mekanlarda dolanan bir hayalet gibi bedenini sergiler. Teatral bir hava içinde dans eder gibi mekanın kimliği ile bedenini buluşturur.

"Mekânlar ve Yerler"

Sergide "Mekânlar ve Yerler" teması ise sanatın mekân ile kurduğu ilişkiye odaklanarak, mekânın sanatçılar tarafından yıkılıp, sonra yeniden nasıl tümlenebileceğini görünür kılıyor.

- Gordon Matta-Clark, Bölme (1974) işinde bir evi ikiye bölerek ya da Konik Kesişme'de (1975) iki evin arasına devasa bir koni çakarak mekâna yepyeni bir kimlik kazandırır.

- Fred Sandback mekâna, düşüncelere dalmış biçimde yaklaşır ve ince iplerden meydana gelen heykelleriyle tutulabilir sanrısı yaratan yüzeyler oluşturur sanal bir mekân.

- Ernesto Neto, kafes yapılı, organik biçime sahip enstalasyonu Tractatus/ Deuses (2005) ile bambaşka bir mekân deneyimi yaratır.
- Jeff Wall bir çalışma grubu içinde "kamusal yerlerin gayrıresmi kullanımı" üzerinde çalışır.

- Loan Nguyen'in güncel fotoğrafları, şiirsel biçimde periferiyi ve kentsel yer-olmayanı işaret eder.

- Teresa Hubbard & Alexander Birchler'in büyük boyutlu işi Film Fotoğrafları (2000), dört adet yıkık sinema binası cephesini gösterir ve yersizliği konu edinir.

- Louise Lawler, fotoğraflarında bakışı bir sanat eserine ve kurumsal ve özel alanlarda bununla kurulan ilişkiye yönlendirir.

- Francis Al'in video enstalasyonu Şoklar (2005/2006) dokuz ayrı ekran aracılığıyla tüm sergi alanına yayılır.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, "Suyun Bir Arada Tuttuğu" sergisinin yerel ve uluslararası kültür arasında önemli bir köprü işlevini üstlenen İstanbul Modern'in çağdaş yaklaşımlara geniş yer verme misyonunun bir örneğini yansıttığını belirtiyor. Çağdaş sanat tarihinin son kırk yılını spesifik olarak değerlendiren, tematik ölçütlerle yenilikçi sanat eğilimlerini dönüşüm ve kesişimleriyle ele alan Verbund Koleksiyonu'nun yepyeni bir koleksiyon kimliği taşıdığına değinen Eczacıbaşı, "İstanbul Modern de, Verbund Koleksiyonu'yla aynı bakış açısıyla, farklı yaklaşımları ve türleri, ortak temalar, konular altında bir araya getirmeyi, böylece sanatın toplumsal yaşam için bir vizyon oluşturabileceğini göstermeyi amaçlıyor. "Suyun Bir Arada Tuttuğu", aynı zamanda genç, dinamik, şimdiki zamana odaklanmış bir sergi olarak müzemizin sergileme anlayışıyla da örtüşüyor" diyor.

Verbund Yönetim Kurulu Başkanı Michael Pistauer, kendilerinin en başarılı uluslararası işbirliklerinden birinin Sabancı Holding ile Türk-Avusturya kökenli EnerjiSA ortaklığı olduğunu belirterek, "Koleksiyonumuzu Avusturya dışında ilk kez İstanbul'da sergiliyor olmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz. Ana uğraşımızın yanında, ortak sosyal sorumluluk projesine odaklanmak bizim için son derece önemli" görüşünü dile getiriyor.

Verbund Koleksiyonu'nun 1970'lerden bu yana ortaya çıkan pek çok akımı bir araya getirdiğini ve bunları daha yeni eğilimlerle yan yana koyarak, "genişlikten önce derinlik" düsturuna layık bir diyalog oluşturmaya çalıştığını söyleyen Sammlung Verbund Yöneticisi Gabriele Schor, koleksiyonun isminin belirlenmesinin bir aşk ilanı hikayesi olduğunu anlatıyor: "Verbund Koleksiyonu'ndaki bütün sanat eserleri arasında, Verbund çalışanlarının en fazla özdeşleştikleri, Lawrence Weiner'ın heykeli Suyun Bir Arada Tuttuğu olmuştur. Bizi Weiner'ın metin çalışmasını ilk yayınımızın ve Verbund Koleksiyonu'nun halka açık sergisinin başlığı haline getirmeye ikna eden, Viyana'daki ana Verbund binasının fuayesindeki Terrazzo döşemeye usturuplu biçimde gömülmüş, paslanmaz çelik harflerle bu özdeşleşme oldu. Zaten candamarı sahiden de su olan bir şirket için daha uygun bir başlık düşünülebilir mi? Şirket çalışanlarının döşemedeki bu heykele karşı böyle yakınlık hissetmelerine ve Suyun Bir Arada Tuttuğu'na karşı, bir "sevgili"ye olduğu gibi davranmalarına şaşmamak gerek."

Gabriele Schor, amaçlarının kendini kanıtlamış sanatçılar ile daha genç, daha az tanınanları arasındaki tematik bağlantılar ile noktaları ortaya sermek için gereken pusulayı yaratmak olduğunu vurguluyor.

İstanbul Modern Sanat Müzesi Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu, bu sergiyle birlikte çağdaş sanat dünyasında artık kült ilan edilen efsane sanatçılar ile genç kuşaktan uluslararası pek çok isim ilk kez Türkiyeli izleyici ile buluşacağını vurgulayarak, "Bu biraraya gelişin her sosyal kesimden ziyaretçinin özellikle de gençlerin ilgisini çekeceğine inanıyorum. Öte yandan bu sergilemenin sanat tarihsel bağlamda ciddi eşleşmeleri gündeme getireceğini düşünüyorum. Nihayetinde yerel tarihler ile büyük merkezi tarihler arasındaki kesişmeler ve koşutluk son yirmi yılın sanat tarihinde yeni araştırma alanları açtı. Bu tür bir karşılaşma anı, uluslararası ile yerel olan arasındaki ilişkiye işaret edebilir ve farklı okuma süreçleri doğurabilir" görünüşünü dile getiriyor.

Çalıkoğlu, koleksiyona yeni katılan Türkiyeli sanatçı Nil Yalter'in hem feminist avangard bir eğilimin temsilcisi olarak hem de video sanatına yaptığı özgün katkıdan dolayı bu tarihsel akışın kesişme anını müjdeleyen bir isim olduğunu belirtiyor:"Bu durum aynı zamanda Verbund'un koleksiyon oluşturma politikasındaki merkez kırıcılığa ve yönelim zenginliğine de işaret ediyor. Bu koleksiyon, Türkiye'de yeni yeni şekillenmeye başlayan çağdaş sanat koleksiyonculuğuna pozitif bir örnek ve yol göstericilik sunabilir."

Diğer Sergi Haberleri
"Transparent City & Architecture Of Density", 01 Mayıs – 25 Temmuz 2009
Zamanın Görünen Yüzü: Saatler, 13 Mart-28 Haziran
"Gerçek - Yansıma - Yanılsama", 11 Mayıs - 11 Haziran 2009
Köseoğlu ve Tanık Resim Sergisi, 5 - 23 Mayıs
"Zamanın Ruhu", 28 Nisan - 21 Mayıs
"Karışık Sergi", 16 Nisan - 17 Mayıs
Sadi Diren Retrospektif Sergisi, 1 Nisan - 16 Mayıs
"Mary Cross ile Kutsal Yerlere Ziyaret", 22 Nisan - 15 Mayıs
"Yükseliş", 15 Nisan - 06 Mayıs
"Aşk ve Şiddet", 27 Mart - 3 Mayıs